25/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
Parkinson hastalığı bir yandan hareketlerde yavaşlamaya ve kişilerin önce işerini, sonrasında da günlük aktivitelerini tek başlarına sağlıklı bir biçimde yürütmelerine engel olmakta. Böylelikle hastalar hastalığın ilk ve orta evrelerinde iş hayatlarından ve sosyal hayatlarından kopmakta, ileri evrelerde ise yaşamlarını başkalarından yardım alarak yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Diğer yandan da bu sorunlar zaten hareket yavaşlamasından ve titremeden muzdarip hastaların moral olarak da olumsuz etkilenmelerine ve çoğunun içe kapanıklığının, isteksizliğinin olmasına veya depresyona girmelerine neden olmaktadır.
parkinson, hastalarinin, yasadigi, sosyal, problemler
25/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
Hastalığın tanısı klinik bulgularla konulmaktadır. Bir başka deyişle hastalık bulguları ortaya çıktıktan sonra tanı konuluyor. Bazı görüntüleme yöntemleri ile hastalıktan sorumlu bölgeleri ve bu bölgelerdeki dopamin aktivitesini ölçmek mümkün ama bu yöntemler tanı koymaktan ziyade deneysel tedavi yöntemlerinde uygulanan tedavinin etki veya başarısını değerlendirmekte kullanılmakta ve klinik uygulamada tanısal değerleri bulunmamaktadır.Erken tanının kanser hastalıklarındaki gibi hayati önemi yok ama hastalar ne kadar erken tedaviye başlarlarsa hastalık bulgularından etkilenmeden yaşayabilecekleri kaliteli yaşam süreleri da o kadar artmakta.
25/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
Diğer hastalıklarda olduğu gibi; spor yaparak, düzenli beslenerek vb. parkinsona dur diyebilir miyiz?
İleride Parkinson Hastalığına yakalanmayayım ya da Parkinson’dan uzak olayım diye maalesef ki bir diyet programı veya sağlık stratejisi bulunmamakta. Yaşam tarzı, üzüntü veya stres bu hastalığın görülme sıklığını pek etkilememekte.
25/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
Parkinson; bir ileri yaş hastalığıdır. Parkinson hastalığı görülme sıklığı ve bulguları, yaşa bağlı olarak göreceli olarak ilerliyor. 60’lı yaşlarda, 50’lili yaşlara oranla on kat daha sık görülüyor, 70’te de kendi içinde daha sık. Yani aslında; eğer 120 yaşına kadar yaşasaydık, muhtemelen hepimizde o yaşlarda Parkinson bulguları görülecekti. Hastalığın ortaya çıkış yaşına da endeksli olarak; bulgular ne kadar genç yaşta ortaya çıkarsa, dopaminin üretimi de yıllar içerisinde giderek daha çok azalıyor ve hastalığın seyri yaşı göreceli olarak genç hastalarda biraz daha hızlı gidebiliyor.
parkinson, kimlerde, daha, sik, gorulur
25/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
Hastalığı tanımlamak için diyabet hastalarını örnek gösterebiliriz. Şeker hastalığında vücutta insülin üretimi azalıyor ve bu nedenle hastalar önce diyetle hastalığı bir süre kontrol altında tutabiliyor, diyet yetmeyince ilaç tedavisine başlanıyor ve bunun da yetmediği durumlarda insülin tedavisi uygulanıyor. Bu hastalıkta da; başlangıçta eksikliğin ilaç tedavisi ile karşılanabildiği durumlarda hastaların bulguları ortadan kaldırılabiliyor ve hastalar uzun yıllar hayatlarını sorunsuz sürdürebiliyorlar.
parkinson, nasil, bir, hastalik, baslangicta, tedavi, edilir
25/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
Parkinson hastalığının tanısı klinik bulgularla konulmakta. Özellikle yaşı ileri hastalarda vücudun bir tarafında daha ön planda olmak üzere ellere “para sayar” tarzda titreme, hareketlerde yavaşlama, kolların vücut salınımına iştirak etmemesi ve vücuda yapışık olarak yürünmesi, bakışlarda donuklaşma ve yüz mimiklerinde azalma ile birlikte “maske yüz” diye ifade edilebilen yüz hali, küçük adımlarla ve öne eğilerek yürüme bu hastalığın başlangıç safhasında olunabileceğini düşündürmeli ve hastalar bir nöroloji uzmanına başvurmalılar.
parkinson, tanisi, nasil, konur
25/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
Parkinson; beyinde ‘dopamin’ adını verdiğimiz maddenin eksikliği ile ortaya çıkan, kronik nörolojik bir hastalık. Yaşın ilerlemesiyle beyinde dopamin salgılayan hücrelerin azalması veya hasara uğramasıyla ortaya çıkan hastalık, hareket bozukluklarına ve istem dışı hareketlere yol açıyor. Hastalık ellerde ve ayaklarda titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve yürüme güçlüğü ile karşımıza çıkıyor.
25/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
19 Temmuz 2009 tarihinden
bugüne kadar Ülkemizin artık
“Tam Dumansız” olduğu, 4207
sayılı “Tütün Ürünlerinin Zararlarının
Önlenmesi ve Kontrolü
Hakkında Kanun” un tüm hükümleriyle
yürürlüğe girdiğini
daha önceki sayılarımızda bildirmiştik.
Takdir edersiniz ki, bu
Kanun’un uygulanması
ile
ilgili karşılaşılan
problemlerin
çözümleri
u y g u l ama d a
verimlilik üzerinde
etkili
olacaktır. Bu
amaçla Genel
M ü d ü r l ü ğ ü -
müz Tütün ve
Bağımlılık Yapıcı
Maddelerle
Mücadele Daire
Başkanlığınca
daha önce
duyurduğumuz
birinci değerlendirme toplantısının
ikincisi düzenlendi. 81 ilden
il sağlık müdür yardımcıları ve
şube müdürlerinin katıldığı toplantıda,
81 il kapsamında yapılan
tütün kontrolü çalışmaları ve karşılaşılan
sorunlar değerlendirildi.
Genel Müdür Yardımcımız Uzm
Dr. Hasan IRMAK’ın başkanlık
ettiği toplantıda; Tütün ve Bağımlılık
Yapıcı Maddelerle Mücadele
Daire Başkanı Dr. Hüseyin
İlter konuşmasında tütünle
mücadelede gelinen nokta ve
medya haberlerinde yer verildiği
gibi ikram sektörünün zarar etmediğini,
aksine kapanan işletme
sayısından daha fazla yeni işletme
açıldığını Maliye Bakanlığı
verilerine de yer vererek aktardı.
Sağlık Bakanlığı Basın Müşaviri
Mine Tuncel de yeni medya kampanyasından
söz etti ve denetimlerin
medyaya yansıtılmasının
önemini belirtti.
Tütün kontrolü denetimlerinde,
yerel Ankara örneği Prof. Dr.
Nazmi Bilir tarafından aktarıldı.
Prof. Dr. Elif Dağlı ise, Tütün
Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi
ve Kontrolü Hakkında Kanun
karşıtı çabalar ve mücadele
yöntemlerini dile getirdi. Toplantının
ikinci oturumunda
düzenlenen
panelde
illerden gelen
sorular tartışıldı.
Kış mevsimi
ve insanların kapalı
alanlara girmesiyle
yeni bir
döneme gelinen
tütünle mücadele
çalışmalarına
ışık tutması ve
medyada yer
alan “Kanun’un
tutmadığı ve
geri çekileceği” ile ilgili haberlerin
asılsız olduğunun belirtilmesi
açısından söz konusu toplantı oldukça
verimli geçti.
kis, donemi, tutunle, mucadele
18/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
Tedaviyi belirlemede temel nokta hastalığın evresidir. 1 cm’nin altındaki tümörlerde cerrahi, radyoterapi (memenin tamamı alınmamışsa) ve reseptör durumuna göre hormononoterapi yeterliyken daha ileri evrelerde tedaviye kemoterapi eklenmesi gerekmektedir. Özellikle bazı hastalarda memenin korunması önem arz etmektedir. Meme korumada meme ve tümör büyüklüğü önemli olmakla birlikte büyük tümörlerde dahi meme korunabilmektedir.
Cerrahiden önce kemoterapi uygulanmasıyla hem tümör küçültülebilmekte hatta tamamen kaybolabilmekte hem de tümörün kemoterapiye cevabı izlenebilmektedir. Tümörün kemoterapi sonrası küçülmesiyle meme korunabilir. Memenin korunmasıyla hasta ek risk almamaktadır. Özellikle son yıllarda kemoterapide önemli gelişmeler olmuştur. Unutmamak gereken nokta meme kanserinin deneyimli bir ekip tarafından tedavi edilmesi gerekliliğidir.
18/03/2010 hastane
Yorumlar (0)
Memede kitle saptandığında konusunda uzman bir hekime başvurulmalıdır. Hekim muayenesi sonrası kitlenin özelliklerinin belirlenmesi amacıyla mammogarafi ve/veya ultrasonografi yapılması uygun olur. 25 yaş altındaki kişilerde mamografi uygun değildir. Eğer kistik bir kitle saptanırsa genellikle iyi huyludur. Ancak solid bir kitle saptanırsa radyolojik kriterlere göre biyopsi önerilebilir. Bu durumda iğne biyopsisi önerilen yöntemdir. Patolojik inceleme sonucunda kesin tanı ortaya çıkar. Memede kitle saptanır saptanmaz çıkarılma yöntemi çok uygun değildir.

